• resmi ilanlar

Sıcak Bölgede Tugayımızı Ziyaret

2007-10-11 00:54:27

Gabar Dağlarının eteklerini saran keskin barut kokusu altında 13 yiğit, geride bıraktığı ailesini, eşini, işini bir daha görmeyecekçesine ardı ardına yere düşüyor.

Gabar Dağlarının eteklerini saran keskin barut kokusu altında 13 yiğit, geride bıraktığı ailesini, eşini, işini bir daha görmeyecekçesine ardı ardına yere düşüyor. 

Önce biri, sonra diğeri, diğeri……

Yiğitler ardı sıra düştükçe figanlar yükseliyor, analar ağıt yakıyor baba ocağından. Can nasıl acıyor da, yürek nasıl dağlanıyor da “Vatan sağ olsun” dan başka söz çıkmıyor geri kalanlardan.

Ertesi gün gazetelerde manşet “13 Asker Şehit”

Önce isimleri, sonra memleketleri ardı ardına sıralanıyor.

Ahmet Sarıoğlu- Malatya

Seyfi Altıntaş- Samsun

Emrah Eryılmaz-Niğde

Türkiye son birkaç hafta içinde PKK be Kürt bölücülüğü tarafından kan gölüne çevrilmiş durumda. Artık hergün gazetelerde şehit haberleriyle karşılaşmak Türk insanının hayatının bir parçası durumuna gelirken, diğer taraftan da toplumun geniş kesimlerinde, bu durum karşısında duyulan tepki patlama noktasına geliyor.

Bolu’da Temmuz ayında yapılan “Bayrağa ve Şehitlerimize” saygı yürüyüşünde olduğu gibi, Bolu 2. Komando Tugayı elemanlarından 13 Mehmetçiğin Gabar Dağlarında hain bir pusuda şehit edilmesinin ardından Bolu Köroğlu Gazeteciler Cemiyetinin öncülüğünü yaptığı “13 Şehit İçin 13 dakika” eylemine 24 Demokratik kitle örgütünün düzenlediği saygı duruşu eylemine Bolu duyarlı davranarak şehitlerine sahip çıkıyor.

11 Ekim 2007 Perşembe günü saat 13.13’te “Çalışmayacağız, Oturmayacağız, Konuşmayacağız, evde isek işte isek bayrağımızı alıp alana çıkacağız. Şehit analarının acısını yüreğimizde hissedeceğiz. 13 Şehit için, 13 dakika saygı duruşunda bulunarak terörü lanetleyeceğiz” çağrısına binlerce kişi katılıyor.

Ardından Hakkari-Yüksekova-Dağlıca’da 12 şehit haberi geliyor. Yine yürekler acıyor, yanıyor.

Bolu ellerinde bayraklarla terörü daha fazla katılımla bir kez daha lanetliyor.

İşte vatan sevgisinin yüreklerde iyice büyüdüğü bu günlerde karar veriyor gazetemiz Express’in imtiyaz sahibi H.Hüseyin Aykan.

Sıcak bölgeye gitmeyi, özellikle Bolu Komando Tugayı’nın konuşlandığı “İkizce Köyünden” konuşlandığı yerde askerlerimizle-subaylarımızla kucaklaşmayı.

Bolu sokaklarında karşılaştığı, aynı havayı soluduğu bu vatan evlatlarına “Sizler ülkenin bölünmez bütünlüğü için canınızı veriyorsunuz, bizde siz olan minnet duygularımızı iletmek, kucaklamak için yanınızdayız” demeye.

Express gazetesi olarak, imtiyaz sahibimiz H.Hüseyin Aykan’ın gördüklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini birkaç gün sürecek yazı dizisiyle, çektiği 200’ün üstündeki resimleri okuyucularımızla paylaşmak istedik.

Söyleşiye başladığımızda duygulandı, anıları tekrar canlandı.

Bolu Komando Tugayının konuşlandığı, İkizce köyü muhtarı, çocuklar, yöre halkı, deli gibi akan Dicle ırmağı, mayınlı bölgeler, bakkal sıcak temasın her an yaşandığı günlerde hayatın devam etmesi belikli gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyor. Sohbetin bir yerinde, nizamiyede Bolu Komando Tugayı subaylarıyla çay içerken subayların sürekli Bolu’yu sormaları, Bolu’da olup bitenden haber almak için gösterdikleri çaba kendisini çok etkilemiş.

Konuşmaya başlıyoruz.

Sıcak bölgeye gitmeye karar verdikten sonra, bölgeye gitmek için herhangi bir izin alınıyor mu?

-Mehmetçiğimizin dağ demeden, taş demeden ülkenin bölünmez bütünlüğü için canını ortaya koyduğu sıcak bölgeye gidip, özellikle Tugayımızı ziyaret etmek, onların yanında olduğumuzu göstermek,orada yaşayan yöre insanın yaşam şartlarını görmek için özellikle Genel Kurmay Başkanlığı,Bölge Asayiş Komutanlığını ve 4.Kolordu komutanlığını bilgilendirdik.

Yolculuk nasıl başladı?

-Ekibimizle birlikte önce İstanbul’a geçtik. Sabiha Gökçen Havaalanından, Diyarbakır’a uçtuk. 100 kişilik uçaktı. Yaklaşık yarısı boştu. Benim dışımda Ulusal TV ve Gazetelerinde muhabirler uçaktaydı. Basın mensuplarının dışında kalanlarda genelde yörenin insanlarıydı.

Uçaktaki ilk izlenimlerinizi dinleyelim

Bu benim aynı bölgeye ikinci gidişim. İlkinde yerel bir televizyon adına gitmiştim. Yine terörün azdığı bir dönemdi. Bu nedenle yöre insanını az çok tanıyorum. Bu son gidişimde uçakta bulunan bölge halkının tedirginliği hemen belli oluyordu. Gazeteci olduğumuzu bildikleri içinde daha temkinli ve ürkekler. Sürekli kendi aralarında konuşuyorlar. Sorularımızı da yuvarlak cümlelerle geçiştiriyorlardı.

Diyarbakır’a indiniz sonra neler yaşadınız?

Diyarbakır, Dağkapı mevkiinde terminalden otobüsle Şırnak’ın, Cizre ilçesine hareket ettik. Yolculuğumuz karayoluyla bölge insanıyla beraber. Otobüsteki yolcularda suskun sohbet etmekten kaçınıyorlardı. Kendi aralarında Kürtçe konuştukları için ne söylediklerini anlayamıyorduk. Saat 15.00 sularında otobüse binmiştik. Yolumuz 4 saat sürdü. Gece karanlığında Cizre’ye indik.

Yolculuk esnasında dikkatinizi çeken bir şeyler oldu mu?

En çok ilgimi çeken konu Suriye sınırına paralel yolculuk yapıyoruz. Suriye köylerini görüyoruz. İrili ufaklı bir çok mezradan geçtik. Suriye sınırı boyunca “Mayınlı Bölgedir Girmek Yasaktır” levhaları yol boyunca devam ediyor.

Cizre’ye ulaştınız

Gece karanlığında Cizre’ye ulaştık. Cizre bizim Gerede büyüklüğünde bir yerleşim yeri. İlçenin bir tek oteli var. “Onşar Otel” tüm basın mensupları bu otelde kalıyor. Bölgede terör olaylarının en çok yaşandığı yer. İnsanlar çok tedirgin. Bölgede bulunan 100 kadar TV ve gazete muhabiri bu otelde kalıyor. Otelin etrafında askeri birlikler koruma yapıyor.



BU KAN DURSUN

Otelde vatandaşlarla konuşma imkanı oldu mu?

Otelimizde ulusal medyadan gelen arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetlerde genellikle uzun süredir bölgede savaş durumunun olduğunu, vatandaşlarında can ve mal güvenlikleri konusunda endişelerinin olduğunu öğrendim. Gördüğüm vatandaşlarla da bu kan dursun tek dileğimiz bu. Mehmetçiğin kanının daha fazla akmasını istemiyoruz. Devleti yönetenler ne yapması gerekiyorsa onu yapsınlar diyorlardı.

Sıcak bölgede birinci gününüz nasıl başladı?

Sabah 7.15 de kalktık. Çünkü bütün gün kırsal bölgede bulunacağımız için kahvaltımızı hızlı ve sıkı bir şekilde yaptık. Kahvaltı süresince basındaki arkadaşlar sürekli birbirlerini bilgilendiriyor, kendi kaynaklarından öğrendikleri bilgileri birbirleriyle paylaşıyorlardı.

HERGÜN HELALLEŞİYORDUK

Çatışmanın olduğu yerlere gidiyorsunuz. Özel bir şeyler yapıyor muydunuz?

Her gün araçlara binmeden birbirimizle yeni tanışsak ta helalleşiyorduk. İlk günde böyle yaptık. Gün ışımadan askerlerimizin başlattığı mayın kontrol ve temizliğini bitirip Karayollarından çekilmeden o bölgeyi geçmek herkesin en önemli amacıydı.

Bölgeyi nasıl gezdiniz . Otobüsle her yere gidilmez?

Otobüsle geldiğimiz Şırnak’ın İdil ilçesinden kiraladığımız 2005 model 33 D 7959 plakalı Fiat Linca marka otomobille yolumuza devam ediyorduk. 20 yaşlarında Hasan isimli genç bir arkadaş, hem bize rehberlik ediyor, hem de tercümanlık görevini yapıyordu.

İlk günkü hedefiniz, programınız neydi?

İlk gün öncelikle Bolu 2. Komando Tugayının konuşlandığı İkizce Köyüne ulaşmak. Birbirlerimizle tanışmasak ta Bolu caddelerinde yürüdüğümüz Mehmetçikleri ve subaylarımızı ziyaret etmek, kucaklaşmaktı.

Bolu Komanda Tugayına ulaşırken sıkıntılı zamanlar yaşadınız mı?

33 D 7959 plakalı aracımız, yanımızda rehberimiz Hasan’la yola devam ediyoruz. Cizre’nin çıkışında yolun hemen sağ tarafında Dicle Nehri deli gibi akıyor. Yolumuzun yarısına kadar olan bölümünde yol sürekli nehri takip ederek gidiyor. Gabar Dağı’na yaklaştıkça o bölgeyi terk etmek istercesine, o bölgeden ayrılıyor. Büyüklü küçüklü mezarları birer birer geçiyoruz. Şalvarlı ve poşulu yöre insanları bize çok garip bakıyorlar. Bir yerleşim bölgesinde bakkala benzer bir ticarethanenin önünde duruyoruz. Yaklaşık 20 kişilik kalabalık hemen ayağa kalkarak bize hoş geldiniz dedi. Tabi ki Kürtçe. Yörede kaldığım sürece dikkatimi çekti. Pek Türkçe konuşulmuyor. Hasan bizi tanıştırdı. Cola, ref-bull ve Parlement sigaraları alacaktık. Tercümanlıkta yapan Hasan’a rağmen derdimizi tam anlatamadık. Sadece yöresel yapıldığını tahmin ettiğim bir gazozla yetinmek zorunda kaldık. Tekrar yola koyuldu.

Şırnak’a 13 km kala Bolu 2. Komando Tugayının konuşlandığı “İkizce” köyüne ulaştık.

 

13 Mehmetçiğimizin Gabar Dağında şehit edilmesinden kısa bir süre sonra Hakkari ilinin, Yüksekova ilçesinin Dağlıca köyü yakınlarında 12 askerimizin acı haberini aldık. 

Bu iki olay ülkede tansiyonu iyice yükseltti.

Ülkemizin her tarafında mitingler,yürüyüşler düzenlendi.

Bölünmez bütünlüğümüz konusunda son derece duyarlı yurttaşlarımız ellerinde bayraklarla bu eylemlere gözleri yaşlı bir şekilde katıldı. Terörü lanetledi. Evlere, balkonlarına astığı şanlı Türk Bayraklarıyla da duruşlarını gösterdiler.

Türkiye’nin dört bir yanında bu sıcak gelişmeler olurken, Gazetemiz İmtiyaz Sahibi H.Hüseyin Aykan sıcak bölgeye tam bu tarihlerde gitti.

Dün karar verme Devletin yetkili kurumlarını bilgilendirme, sıcak bölgeye ulaşma ve ilk izlenimleri aktarmıştık.

Bugün yazı dizimize hepimizin yakından tanıdığı Bolu sokaklarında beraber yürüdüğümüz gururumuz Bolu 2. Komanda Tugayını ziyaretle devam edeceğiz.

2. Komando Tugayı, tüm komando tugaylarının kurucusu ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilk komando tugayıdır. 07 Haziran 1965 tarihinde Ankara’da iki taburlu olarak kurulmuştur. Kıbrıs Barış Harekatına da komando tugayı personelinden 7 subay, 9 astsubay ve 45 er şehit vermiştir. Tugayın Bolu’da konuşlanması 1973 yılıdır. 1984 yılında Hakkari’de Dağ ve Komando Tugayını kurmuştur. 1984 yılından 1998 yılına kadar aralıksız 14 yıl boyunca görev yapmış, 1985 yılında sınır ötesi harekatını ve birçok operasyona katılmıştır. 2004 yılından itibaren K.Irak’ta, 2005 yılından itibaren de iç güvenlik bölgelerinde terörle mücadele konusunda aldığı görevleri başarıyla devam etmektedir.

İşte bu şanlı tugayın konuşlandığı nizamiyesinin önündedir H. Hüseyin Aykan.

Tugayın önüne geldiğinizde neler hissettiniz?

Bolu 2. Komando Tugayı İkizce köyünde konuşlanmış.

İkizce köyünün girişinde epey geniş bir arazide binaları ve çadırları var. Köyün etrafı üst düzeyde güvenlik çemberi oluşturulmuş.

Aracımızın kapı önünde durmasını güvenlik nedeniyle izin vermeyen askerler Bolu’dan geldiğimizi ve yerel bir gazete olarak amacımızın sadece ziyaret olduğunu söylediğimde kulaklarına inanamadılar. Tekrar tekrar nereden geldiğimizi sordular. Kimlik bilgilerimizi kontrol ettikten sonra bizi çok samimi kucakladılar. Bazıları duygularına hakim olamadı. Bu beni çok etkiledi.

Sonrası…..

Aracımızı köy girişine bıraktık. Görevli askerler üstlerine Bolu’dan geldiğimizi, amacımızın sadece ziyaret olduğunu bildirdiler. Kısa bir süre sonra Tugayda görevli bir grup subay bizi Nizamiye’nin kapısında karşılayıp içeri buyur ettiler.

Subaylarımızın size yaklaşması nasıl oldu?

Güvenlik nedeniyle isimlerini vermeyeceğimiz subaylarımız 1200 km. uzaktan gelen gazetemiz haber ekibini çok sıcak karşıladı. Bolu’da aynı sokaklarda yürüdüğümüz, aynı marketten alışveriş yaptığımız, aynı berberde traş olduğumuz bazı tanıdık yüzlerin gözleri doldu.

Üsteğmenin söylediği bir cümle var bunu tekrarlar mısınız?

Genelde hep Bolu’yu konuşuyoruz. Bolu’da tanıdık kişilerden, arkadaşlarından bilgiler almak istiyorlar. Tanıdıkları hakkında bilgiler verirken gerçekten heyecanlanıyorlar. Bizde amacımız nezaket ziyareti olduğundan cevap alamayacağımız konulara girmemeye özen gösterdik. Bu hemen dikkatlerini çekmişti.,duyarlığımız konusunda teşekkür ettiler. Çakı gibi bir üst teğmen sohbet iyice koyulaştığında “Vatan görevi için Bolu’da görevliydik yine vatanın bölünmez bütünlüğü için buralardayız. Üst düzey görevdeyken Bolu’dan sizlerin bizi ziyaret ederek gösterdiğiniz dayanışmayı hiç unutmayacağım” dediğinde herkesin gözleri nemlenmişti.

Sanıyorum vedalaşma zamanı geldi

Bu bir saat süren ziyaretimizde tüm gördüğümüz askerlerimiz ve subaylarımız vatana karşı olan borçlarını tam bir sorumluluk duygusu içinde yapmanın gururu var. Bu yüzlerinden hemen okunabiliyor. Bu güven bana ve yanımdaki arkadaşlara da yansıdı. Onlarla bir kez daha gurur duyduk.

Köyümüzden hiç PKK’ya katılan olmadı.

H.Hüseyin Aykan bu duygularla ayrılıyor Tugayımızın konuşlandığı yerden. Nizamiye kapısından birbirlerine el sallayarak vedalaşıyorlar. Şimdiki durakları İkizce Köyü. Yanlarında bir asker Muhtar M.Emin Saltan’ın evini göstermek için rehberlik ediyor.

İkizce köyü Gabar ve Cudi Dağlarının eteklerinde kurulmuş. Geniş bir vadide kurulan köy 40 hane ve 390 kişi yaşıyor. Köyde bir ilköğretim okulu bulunuyor. Cizre Şırnak Karayolunun 31. kilometresinde kurulan köy Şırnak’a bağlı. 1978 yılına kadar Düvyan ismiyle anılan köy Gabar ve Cudi Dağlarının oluşturduğu vadide kurulduğu için İkizce ismini almış.Köyün en önemli sorunu eğitim. Köyde okul binası hariç hiç katlı bina yok.

Köyün yaşlılarıyla sohbet etme imkanı oldu mu?

Tabi ki. Köyün en yaşlılarından olan Yusuf Alış’la sohbet ettik. Yusuf Amca daha biz sormadan anlatmaya başladı. Bu köy şimdiye kadar iki kere boşaltıldı. En son 1995 yılında tekrar döndük. Yaşamım hep bu köyde, bu topraklarda geçti. Köyümüzden hiç PKK’ya katılan olmadı. Gururla askere giden gençlerimizden şehit düşen çocuklarımız var. Biz devlete bağlı bir köyüz. Bunu herkes bilir.

Köylünün beklentileri var mı?

Bu soruları biz karşılaştığımız kişilere sıkça sorduk. Gazeteci kimliğimizi öğrendikleri için tedirginleştiler. İçlerini kapanıp cevap vermek istemediler. Daha doğrusu esnek ve yuvarlak konuştular. Yusuf Amca bu konuda net. Devletimiz bize biraz daha sahip çıksın diyor.



BOLU'LULAR BİZİM KARDEŞİMİZDİR.

Tugayımız konusunda neler düşünüyorlar?

Tugayın her konuda kendilerine sahip çıktığını, her dertlerine koştuğunu net şekilde belirtiyorlar. Eğitimde, sağlıkta, ilaç ve diğer yardımlarda Bolu Komando Tugayına minnettarlar. Zaten bizimde Bolu’dan geldiğimizi öğrenince “Bolulular Bizim Kardeşimizdir” diyerek daha yakın ilgi gösterdiler.

İki çocuğunu teröre kurban veren Şırnak’ın İkizce Köyü Muhtarı Mehmet Emin Saltan “kalan çocuklarımı da teröre kurban etmek istemiyorum. Ne olur bu kan dursun artık dedi.”

Köy muhtarları ile neler konuştunuz?

İkizce Köyü Muhtarı E.Emin Saltan iki yıl önce 12 ve 13 yaşlarında olan iki oğlunu PKK’nın bölgeye bıraktığı patlamamış maddeler nedeniyle kaybetmiş. Evlat acısını en iyi bilenlerden. Kendisine yaptığımız ziyarettede sık sık “Tek dileğim akan kanın durdurulması” olduğunu tekrarladı.

Bu acılı muhtar başka neler anlattı?

Söylediğim gibi evlat acısını yaşamış. İki çocuğunu kaybetmiş. Her gün şehit edilen Mehmetçiklerin acısını en iyi bilenlerden. Bir sözü var ki çok anlamlı. Hergün yitirilen canlar var. Daha geçen gün bize her konuda destek veren, bize sahip çıkan Bolu Komando Tugayının 13 askeri buralarda şehit oldu. Kim bilir o gencecik askerlerin ana babaları ne hallere düştü. Burada bizim güvenliğimizi sağlayan askerlerin ana ve babaları hep diken üstünde yaşıyor. Bu kan dursun.

Muhtarın oğluyla bir anınız var, anlatır mısınız?

Muhtar Saltan’ın 9 yaşında Yusuf isimli bir oğlu daha var. Onu eşeğin yavrusuyla oynarken gördüm. Başını okşadığımda “ ağabeylerim oyun oynarken öldü. Bu nedenle babam beni evin önünden ayırmıyor. Tarlaya götürmüyor. Köyün etrafında rahatça dolaşıp, oyun oynayamıyorum. Çocukluğumu yaşayamıyorum.”dedi.

Terör sadece Mehmetçiğimizi bizlerden alıp götürmüyor. Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Bu dayanılmaz acıyı sadece analar babalar yaşamıyor.

Köyünden PKK’lı çıkmamış, devletine bağlı İkizce köyünde iki ağabeyini yitirmiş küçük Yusuf “Çocukluğumu bile yaşayamıyorum” diye isyan ediyor. Büyüklerinden bu belanın bitirilmesini istiyor.

Yarın; 13 askerin şehit olduğu yerdeyiz.

Yer Bolu, Tarih 11 Ekim 2007

Günlerden Perşembe

Saatler 13.13’ü gösteriyor.

İzzet Baysal heykelinin bulunduğu meydanda toplanan binlerce Bolulu tam bu saatte “13 şehit için 13 dakika” saygı duruşunda bulundu.

Bolu Köroğlu Gazeteciler Cemiyetinin öncülüğünde 24 demokratik kitle örgütünün destek verdiği miting de toplanan kalabalık, evlerinden getirdikleri bayraklarla sanki bir gelincik tarlası

Destek için, “Terörü lanetlemek” için öğrencilerde meydanda

Meydana konulan masanın üzerinde BKGC Başkan yardımcısı İmdat aslan konuştukça kalabalık daha gür bir şekilde haykırıyor. “Şehitler ölmez, Vatan bölünmez”

Herkes duygulu, herkes tepkili, herkes gözyaşlarına hakim değil.

Böyle duygu yüklü, büyülü ortamda İmdat Aslan bağırıyor.

Astsubay Çavuş Ahmet Sarıoğlu

Piyade Çavuş Bayram Güzel

Piyade Çavuş Turgay Salgar

Piyade Çavuş Mehmet Uyar

Piyade Çavuş Seyfi Altuntaş

Piyade Onbaşı Mehmet Yıldırım

Piyade Onbaşı Mehmet Uçar

Piyade Onbaşı Kasım Aksoy

Piyade Onbaşı Ahmet Şükrü Karataş

Piyade Onbaşı Emrah Eryılmaz

Piyade Onbaşı Fettullah Selçuk

Piyade Er Sıdık Küçükgöz

Piyade Er Mehmet Coşkun

Memleketlerinin ismiyle anons edilen şehitlerimizin adları mikrofonda okundukça fotoğrafları havaya kaldırılıyor ve tüm kalabalık “BURADA” diye bağırıyor.

Ve bu “Burada” haykırışı tüm Türkiye’ye dalga dalga yayıldı ve benzeri eylemlerde hep kullanıldı.

“Sıcak Bölgede Tugayı Ziyaret” yazı dizimizde bugün gazetemiz imtiyaz sahibi H.Hüseyin Aykan’ın bu 13 yiğidimizin kahpece pusuya düşürülerek şehit edildiği noktada hissettiklerini konuşacağız.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

İkizce halkından biraz daha bahseder misiniz? Kadınlar, çocuklar?

Kadınların çoğu Türkçe bilmiyor. Tesettür kıyafeti olmasa da başları örtülü. Şalvar giyiyorlar. Erkekleri müsaade etmedikçe konuşmuyorlar. Tarım yok. Zaten köylü zorunlu olmadıkça köyden dışarı çıkmıyor. Koyun, keçi gibi küçükbaş hayvan yetiştiriyorlar. Onlarda yeterli bakım olmadığı için kilolu değiller.

Diğer köylüler neler düşünüyor, talepleri var mı?

Köylülerden Ömer Cavlat(48), Ahmet Taşar(65), Safiye Alış’la (63) konuştuk. Tugayın 7-8 ay kaldığını onların olduğunda köyde güvenli olduklarını, Bolu Komando Tugayı gittiğinde kendilerinde büyük bir endişe başladığını, çevrenin mayından temizlendiği için hayvanlarını daha rahat otlattıklarını, hayvanlarının telef olmadığını uzun uzun anlattılar. Hastaları olduğunda Şırnak’a ve Cizre’ye gitmediklerini tugaydan her türlü sağlık hizmetini aldıklarını belirtip “Allah onlardan razı olsun”, “Tuttukları altın olsun”, “Ayaklarına taş değmesin” diye yürekten dualar ediyorlar.

Bolu tugayı personeli 13 askerimizin şehit edildiği yeri görme imkanınız oldu mu?

Özellikle bu bölgeye gittim. Gabar Dağına en yakın Köy Akçay köyü. Buraya kadar araçla gittik. Akçay’dan gerisini yürüyerek. Ama yol yok iz yok. Sırtımızda çantalar yola koyulduk.

Çantada neler var?

Nizamiyede subaylar uyardı. Konserve ve peksimetten oluşan kumanyalarımız var. Özellikle su almamızı istediler. Bunların dışında fotoğraf makineleri, laptop ve uydu internet bağlantısını sağlayan elektronik aletler.



BURALARDA KURŞUN ADRES SORMAZ

Yürüyerek devam ediyorsunuz, sıkıntılar yaşadınız mı?

Yürüyerek dağa tırmanmaya başladık. İlk karşılaştığımız askeri birlikteki erler kimlik kontrolü yaptıktan sonra “hiç akıl karı bir iş yapmıyorsunuz” diye bizi uyardı. Hatta bir uzman çavuşta “Siz kafayı mı yediniz, teröristler bile Gabar Dağına çıkarken 10 kere düşünüyor, buralarda kurşun adres sormaz” dedi.

Tugaya bağlı birliklerin, taburların bulunduğu bölgelerde yürüyerek ulaşmanın imkansız olduğunu belirtiyor H.Hüseyin Aykan.

Askerlerimiz helikopterlerle belirten yerlere indiriliyormuş. Helikopterlerden inen Mehmetçiklerimizde indiklerinde bulundukları alanın emniyetini sağlıyorlarmış.

Bir çatışmaya tanık oldunuz mu? Top seslerinde neler hissettiniz?

Biz birliklerin hareketlerini çok uzaktan fotoğraf makinelerimize taktığımız 500’lük objektiflerle takip ediyoruz. Bizden askeri birliklerin fotoğraflarını çekmememiz istendiği için sadece izliyoruz. Saklandığımız kayanın arkasından, askeri birliklerin karşı tepelerdeki mağaralara attıkları havan ve top mermilerinin kulakları sağır eden yankısı insana bir savaş alanı ortasında olduğunuzu hissettiriyor.

Yanınızda bulunduğunuz yerin yakınında asker var mı?

Var. Olan biteni dürbünle izleyen bir subay telsizle hem koordinatları veriyor, hemde Mehmetçiğimize cesaret verecek anonslar, yaparken bana döndü “Korkma korkunun ecele faydası yok” dedi.

Aykan burada durdu. Nedenini sorduğumda, tanık olduğu bir olayı anlattı. “Kısaca Komutanın emir eri, komutandan hiç ayrılmıyor. Subayın arkasında duran emir eri en az komutan kadar cesaretli. Dimdik ayakta duruyor. Bu beni çok etkiledi” dedi.

Askerlerle sohbet imkanı bulabildiniz mi?

Askerlerimiz yürekli, askerlerimiz cesur. Kimin kime attığı belli olmayan serseri mermiler havada uçuşurken birbirlerine espri yapacak kadar moralliler. Hatta yoğun çatışma anında hem nişan alıp ateş ediyor, hem de fırsat buldukça peksimetlerini büyük bir iştahla yiyorlar.

Askerin içinde korucuları gördünüz mü?

Askeri birliklerin arasında dolaşan saçlı, sakallı adamlar dikkat çekiyor. Köy korucuları olduğunu öğrendiğimiz bu poşulu adamlar en az Mehmetçik kadar yurtlarını korumaya kararlılar.

Neler söylediler?

Bir köy korucusu “Biz burada yaşıyoruz. Bu topraklar bizim. İşimiz, aşımız, namusumuz. Güvenlik güçlerimizle birlikte namusumuzu korumaya kararlıyız. Bu topraklarda tek bir hain PKK’lı kalmayıncaya kadar da mücadelemize devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Çok güzel. Birde İzmir’li askerimizin söylediklerini anlatmıştınız?

Siperde yanında yatan doğma büyüme İzmirli olduğunu söyleyen bir Mehmetçik “Askere gelmeden önce filmlerde seyrettiğim savaş sahnelerinin tam göbeğine düşeceğimi rüyamda görsem inanmazdım. Kurtuluş savaşında silahhanelerde çalışanlar mermilere imza atarlar. Boş kovanlar gelince de seninki geldi derlermiş. Bende bazı mermilerimi imzalıyorum. Kahpe PKK’ya göndermeden önce. Bu vatanı kimse bölemez” dedi.

13 ŞEHİDİN VURULDUĞU YERDE TÜRK BAYRAĞI

H. Hüseyin Aykan belirli bir süre sonra PKK’lıların Irak sınırına doğru kaçtığı anonslarını yanındaki subaylardan öğreniyor. Kısa bir toparlanmanın ardından yine yürüyüşe devam ediyorlar. Hedef Bolu 2. Komando Tugayı personeli olan 13 Mehmetçiğin şehit edildiği Gabar dağının Küpeli mevkii. Tam o bölgeye 13 vatan aslanının şehit edildiği yere Türk Bayrağı dikilmiş. 13 gencin toprağa düştüğü yerde hala kan kokusu var. Bu vatanın bölünmez bütünlüğü için canlarını veren ana kuzularının kokusu.

Bir şey sormadan devam ediyor H.Hüseyin Aykan.

Tüylerimiz diken diken oldu. Ezilmişliğin verdiği, yürek burukluğu PKK’ya olan nefretimizi daha da artırdı. İnsan bu duyguları yaşamadan hissedemiyor. Tüylerimiz diken diken oldu. Hani ünlü bir şiir vardır ya. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak uğrunda ölen varsa vatandır.”

Çaktırmadan ekip arkadaşlarıma bakıyorum. Hepsinin gözleri nemli, hepsi ağlıyor. Hiç birimiz gözyaşlarımızı saklamıyoruz. 13 Mehmetçiğin kanıyla suladığı toprağa, bizimde gözyaşlarımız karışıyor.

Sanki 13 yiğidin ruhları dalgalanan şanlı bayrağın etrafında dolaşıyor. Biz toprağa düştük, şehit olduk, bu toprakları kanımızla yoğurduk, bu toprakları kimse alamaz, kimseye böldürmeyiz diyorlar.

Hava oralarda erken karardığı için H.Hüseyin Aykan ve ekip saat 16.00 civarı bölgeden ayrılıyor. Bir saatlik bir yolculuktan sonra Akçay köyüne ulaşıyorlar. Orada bıraktıkları araçla Cizre’de kaldıkları Onşar Oteline doğru yola çıkarken yolda kimlik kontrolü için durdurulduğu birlikteki subaydan “Gabar’a çıkan İlk Haber ekibi” olduklarını öğreniyorlar.

Dün , Gabar dağında 13 Mehmetçiğin hain bir pusu sonunda şehit edildikten sonra o noktada dikilen Türk bayrağının bulunduğu yerde Mehmetçiklerimizin o tertemiz kanıyla sulanan toprakların H. Hüseyin Aykan ve yanındaki ekibin gözyaşlarının karıştığını anlatmıştık.. 

Bu günde bu bölgeye çok yakın tugayımızın konuşlandığı alanın arkasında bulunan ve akşam üstü her güneş batışında yaşanan ve askerlerimizin “Bu olay bize büyük moral veriyor” dedikleri mucize nedir bunu söyleşeceğiz.

Ayrıca Akçay muhtarı Hasan İnci “Batıda teröre lanet mitingleri yapılıyor. Bu sıcak bölgede sizde bir eylem yapın” dendiğinde muhtar İnci, H. Hüseyin Aykan’dan ne istedi. Bu istek üzerine Bolu Köroğlu Gazeteciler cemiyeti nasıl harekete geçti.

Askerlik yaptığı yıllar dışında, top tüfek seslerini duymayan H. Hüseyin Aykan sıcak bir çatışmanın içinde kalınca neler hissetti. Bu konuları konuşacağız.

Osmanlının son dönemlerinde yabancılara toprak satışının emparyalizmin isteklerine boyun eğmenin bedelini bu ülke çok pahalı ödedi. Günümüzde de aynı senaryonun birer piyonu olmadan aynı gelişmeleri görüp, daha dik durmamız gerektiğini düşünerek.

Cudi dağıyla ,Gabar dağlarının ortak özeliği, iki dağın birleştiği bölgenin arka yamaçları Irak toprakları. Cudi dağı da Gabar gibi sarp kayalık bir arazi. Tugayımız bu zor tabiat şartlarında aman vermiyor PKK’ya. Büyük taburlar halinde değil ,bölükler halinde güvenlik bölgeleri oluşturuyorlar. Teknolojinin son imkanlarını kullanan askerlerimiz gece dürbünleri ve termal kameralarla 24 saat gözetleme yaptıklarını anlatıyor sayın Aykan. Soruyoruz

Cudi dağına çıktınız. Askerlerin içinde bulundunuz, neler gördünüz?

Cudi dağında, Gabar dağından daha sık olan Bıktım (bu yörede yetişen ,meyveleri yenebilen bir tür) ağaçları var. Bu ağaçların dibinde siper alan askerlerimiz yere sarkan dallardaki

Meyveleri çerez niyetine yiyorlar.

Aileleri ile nasıl haberleşiyorlar?

Biz askeri bölgelere çıktığımızda müsaade ettikleri bölgeleri gezdik .Haklı olarak fotoğraf makinelerimizi kullanmadık Telefonlarımızı da bırakıyorduk.

Askerlerin hiç birinde telefon yok ,cep telefonuyla görüşmeleri yasak.

Siperlerde beklerken ,bir yerlerde gizlenmiş kendilerini gözetleyen teröristlerin olabileceği

Bilincindeki askerler ,tedbiri elden bırakmadan yaslandığı kayanın ardında kimisi anasına ,kimisi yavuklusuna bazıları da arkadaşlarına mektup yazıyor.

Bu mektuplar nasıl bir etki yapıyor askerlerde ?

Her türlü teknik imkanın sonuna kadar kullanıldığı dağlardan sevdiklerine birkaç satırda olsa bir şeyler yazmak ,hasret gidermek onlara keyif veriyor .Bu yüzlerinden okunuyor .Komutanları da aynı değerlendirmeyi yapıyor. Sevdiklerine bir şeyler yazmak morallerini daha da düzeltiyor.İçinde bulundukları ruh halini en güzel şekilde anlatan mektuplar askerin en büyük eğlencesi.

Neler yazdıklarını sordunuz mu?

Ben sormadan bir asker al oku dedi.İstemedim .Israr etti .Hatırladığım kadarıyla anacığım İzmir’in sıcağını babanın beyaz saçlarını ,senin pamuk ellerini ,çok özledim .Teskereme bir ay kaldı en büyük üzüntüm bu bölücü örgütün kökünü kazımadan arkadaşlarımı yalnız bırakmak .Sonrasın da selamlarla devam eden bir mektup

ÇATIŞMANIN TAM ORTASINDAYIM

Bugünkü sohbete başlarken çatışmanın ortasında kaldığınızdan bahsetmiştiniz ?

Evet dağda bir hareketlilik oluştuğu zaman önce ne olduğunu anlamaya çalışan askerler ,dur çağrısına uyulmadığı zaman hareketliğin olduğu bölgeyi cehenneme çeviriyorlar. Her an çatışmaya hazır durumdaki Mehmetçiklerimiz Gabar’da olduğu gibi Cudi’ de de teröristlere göz açtırmamaya kararlılar. Ben okuduğum mektubun duygusallığı içindeyken kulaklarımı sağır eden patlamayla irkildim

Nasıl,

Bulunduğumuz tepenin karşısındaki yamaçlarda bir hareketlilik algılayan gözcüler,durumu komutanlarına iletince komutanların direktifiyle karşı tepenin etekleri alev topuna döndü

Onlarca ayrı noktadan mermilerle ve toplarla aynı noktaya doğru PKK’ya olan nefretlerini gönderiyorlardı.20 dakika ateşten sonra komutanların görevlendirdiği öncü birlik arazi taramasına çıktı. Giden öncü birlik geri döndüğünde iki teröristin etkisiz hale getirildiği haberini duyuyoruz

Sonrasında neler yaşandı ?

Bunun üzerine olay yeri daha da hareketleniyor.Şırnak Savcılığına olay rapor ediliyor.Savcı ekibiyle birlikte olay yerine gelerek yasal tüm işlemleri yapıyor.Olayın adli makamlarca gereken işlemlerin başladığını öğrenince bölgeden ayrıldık

Bu sıcak çatışmaya tanık olmak sizi nasıl etkiledi?

Otele dönerken ilk kez gerçek anlamda bir çatışmanın ortasında kalmıştım.Bunu yol boyunca düşündüm askerlik yıllarım dışında ilk defa top ve silah seslerini bu kadar yoğun görmek yaşamak,duymak beni çok heyecanlandırdı.

Diğer gazetecilerle değerlendirmeler yapıyor musunuz ?

Otele gelince diğer ulusal TV ve gazetelerde görevli arkadaşlara gözlemlerimi aktardım .Basındaki arkadaşlar benden daha uzun süre bölgede olmalarına rağmen bir çatışmaya tanıklık etmemişlerdi.İnanır mısınız olaydan o kadar etkilenmişim ki gece rüyamda o çatışmayı aynen yaşadım.Bir daha da gazeteci olarak aynı tecrübeyi yaşamak istemem.

Çatışmaların etkileri Cizrede nasıl yankılanıyor.?

Bizde çatışmanın yankılarını gözlemek için otelden ayrılıp bir kahveye gittik .

Dağlarda olan her türlü olay çok hızlı şekilde ilçe merkezinde duyuluyor.

Bu beni çok şaşırttı.Sohbet ettiğim yöre insanı ‘Devlete bağlı olduklarını ,bu bölgede yaşayan

Herkesin PKK’ lı olmadığını ,kendilerinin de canlarının yandığını ,askere gönderdikleri çocuklarından şehitler olanların bulunduğunu dost görünüp bize düşman olan devletlerin oyununa gelinmemesi gerektiğini anlattılar.

ASKERİ BİRLİĞİN ÜSTÜNDEKİ SİLUET ?

Gazetemiz Express’in 10 kasım 2007 tarihinde manşetten verdiği ‘Atatürk burnu ‘nu soruyoruz H.Hüseyin Aykan’a .Gülüyor görmesem bende abartı derdim diyor ilginç gözlemlerini anlatıyor.

Nedir Bu Atatürk Burnu ?

Bolu ikinci komando tugayının konuşlandığı Şırnak –Cizre kara yolunun 31. kilometresinde

Bulunan mevkiin adı yerel halk tarafından ‘Atatürk Burnu ‘olarak anılıyor.Akşamüstü güneş batarken dağın gölgesi tugayın konuşlandığı yere yansıyor.Sanki bir ressam buraya Atatürk’ün siluetini çizmiş Atatürk ‘ün ordusu, Atatürk’ün siluetinin olduğu yere konuşlanmış,sanki onun manevi koruyuculuğu askerlerimizin üzerinde güneş batıncaya kadar kalıyor.

Askerlerin bunu değerlendirmesi nasıl.?

Tüm askerler bu tabiat olayından etkileniyor .Çok büyük moral kaynağı olduğunu belirtiyorlar.

Bu şaşırtıcı tabiat olayı bizleri de çok etkiledi, özellikle askerlerin değerlendirmesi bu satırları yazan bizlerde de farklı duygular yarattığını belirtmeden geçemeyeceğim.

Ertesi gün.

H.Hüseyin Aykan ve yanındakiler Tugayımızın bazı birimlerinin konuşlandığı Akçay köyüne gidiyor. Akçay köyü, Şırnak-Cizre karayolunda da bulunan Kasrık Boğazı denilen mevkiden 9 km uzaklıktaki Cehennem Vadisi denilen bölgeye yakın. Buraya Cehennem Vadisi denilmesini araştırmış H.Hüseyin Aykan. Güvenlik güçlerimiz 23 yıllık terörle mücadele içinde sadece bu bölgede 2 binin üzerinde şehit verildiği için bu isimle anıldığını öğreniyor.

Burada durum nedir?

Askerlerimiz, komutanlarımız her gezdiğimiz yörede olduğu gibi burada da güçlü, moralli ve kararlılar. Bölgenin durumunu anlatan en güzel sözleri bir komutan söyledi. “hangi taşın altından, hangi yılanın çıkacağı, hangi çalılıkta bir çıyanın yaşadığı belli olmaz. Biz kararlıyız yılanın da,çıyanın da kafasını ezeceğiz. Bu ülkeyi böldürmeyeceğiz. Allah hepsinin belasını versin” sözleri oluyor.

Gündüzleri kavurucu güneş,geceleri yerini sıfıra yakın bir soğuğa bırakıyor. Sadece teröristlerle değil doğa şartlarıyla da mücadele eden Mehmetçiklerimizin kararlılığı hepimize güven veriyor. İnsan keşke siyasilerimizde kararlı olduklarına inandırabilseler diye de düşünmeden de edemiyoruz.

BİZE BAYRAK GÖNDERİN

Akçay köyü muhtarı Hasan İnci ile neler konuşuldu?

Muhtar 13 yıldır hem koruculuk,hem de muhtarlık yapıyor. Onlarca defa Bolu Tugayı ile birlikte omuz omuza terörle mücadele için operasyonlara katılmış. Köyünde 5 gazi koruyucu,7 tane asker şehidi var. Muhtarın bir sözü beni çok duygulandırdı.

Neydi o cümleler.

PKK’lılar bilmeliler ki bu vatanı, 7 düvelin askeri bir araya geldi bölemedi, bir avuç çapulcuya da böldürmeyiz. Sadece köyün ve çevresinde yaşayan Devşağ aşiretinin bu vatan için ölmeye hazır 6 bin vatan evladı var.

Sizden bir istekleri olmuş. Neydi bu istekleri?

Ben köy muhtarıyla sohbet ederken bir Binbaşı’da sohbete iştirak etti. Sohbette batıda yapıldığı gibi “ Teröre Telin Mitingi” yapılmasını önerdim. Sıcak çatışmaların yaşandığı bu bölgede, böyle bir mitingin anlamlı olacağını söylediğimde muhtar önerimizi uygun görüp, hemen organizeye başladı. Yalnız bizden bol miktarda bayrak isteği oldu. Siz ne yaptınız?

Hemen telefonla Bolu Köroğlu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı M.Süha Alparslan’ın aradım. Durumu anlattım . Süha Başkan cemiyet yönetim kuruluyla durumu değerlendirmiş, Umut Oran’la görüşerek 300 civarında Türk bayrağını Şırnak ili-Cizre ilçesi Akçay köyü muhtarlığı adına kargoyla gönderilmesini sağladı.

İşte değerli okurlar ulusal TV’lerde 11kasım 2007 Pazar günü haber bültenlerinde gösterilen ‘doğuda teröre lanet ‘ mitinginde gördüğümüz yüzlerce bayrak H. Hüseyin Aykan ‘ın önerisi ,Bolu Köroğlu gazeteciler cemiyetinin organizasyonda Umut Oran katkılarıyla Akçay köyüne ulaşıyor.

Bolu nere,Cizre nere?

Yerel bir gazetenin, yerel bir cemiyetin istenildiğinde neleri başarabileceğinin en somut örneği. Gurur duymamak mümkün değil. Eğer terörle mücadele etmek istiyorsak tek vücud, tek yürek olmak zorundayız. Eylemi kimin düzenlediği , niçin düzenlediğini düşünmeden.

Dört gündür süren “Sıcak Bölgede Tugayı Ziyaret” yazı serimiz bugün sona eriyor.

Yazı serisinin bu bölümünü hazırlarken yine şehit haberleri geldi, yine gencecik vücutlar alkanlara boyandı. Analar, babalar, eşler, sevgililer acı içinde gözyaşları sel oldu. Acı yine sadece bu aileleri, bu ocakları değil, yine tüm Türkiye’yi yaktı.

Yazıyı kaleme alırken şehitlerimizin acı haberlerini televizyonların haber saatlerinde izliyorum.

Önce eşyaları indi uçaktan,

Ardından ay-yıldızlı bayraklarla tabutları,

Üsteğmen Gökhan Yavuz-İstanbul,

Er Gökhan Soylu-İstanbul,

Piyade onbaşı Özkan Kılıç-Giresun,

Er Erdem Yücel’in cenazesi de Iğdır’a gönderildi.

İşte bu dört vatan evladı da H. Hüseyin Aykan’ın ziyaret ettiği Bolu 2. Komando Tugay’ı personeli.

Yine Gabar Dağında,

Yine Küpeli mevkiinde,

Yine hain bir pusuyla şehit edilmişler.

Belki de sayın Aykan’la nizamiye de karşılaşan, selamlaşan ya da göz göze gelip gülümseyen dört ana kuzusu.

TV kanalında haberle devam ediyor.

Şehit haberlerinden sonra “PKK Dosyası” diye bir haber var.

Spiker önündeki notlardan okumaya başlıyor.

İki sene önce 3.500 kişilik bir grup Kandil Dağı ve civarında eğitimlerini yaparak 10’ar, 20’şer gruplar halinde Türkiye’ye sızarak pusu kuruyor. Gelir kaynakları uyuşturucu ticareti. ABD, Çin, Rus yapısı silahlar kullanıyorlar. Patlayıcı ve mayınlar ağırlıklı olarak İtalya’dan geliyor. Ve daha bir sürü bilgi.

Bunların kim olduğu belli, arkalarındaki destekçileri ve amaçlarının ne olduğu açık, biz hala ABD kapılarında icazet peşindeyiz. Sudi Kralını teamüller dışında uçağının kapısında karşılıyor, kaldığı otelde ayağına kadar giderek bilmem ne nişanları takıyoruz. O kral ki sanki tanrının günü bitmiş gibi 10 Kasım’da ülkemize geliyor. Anıtkabiri ziyaret etmeyeceğini, anma günümüzde bayrağı yarıya indirmeyeceği söyleyebiliyor. Bu onur kırıcı, küçültücü davranışları da yine bizi yönetenler sinesine çekiyor.

Genel Kurmay Başkanlığı her türlü hazırlığını yaptığını, siyasi otoriteden direktif beklediğini açıklıyor, siyasi güç onu kırar mıyım, bunu kırar mıyım hesabı içinde.

Bolu 2. Komando Tugayı personelinden, Şehit Üsteğmen Gökhan Yavuz’un İstanbul Kartal’daki evinin önünde bayrağa sarılı cenazesini omuzlarında taşıyan erlerin gözyaşlarını babası siliyor “Yavrum, seninle gurur duyuyorum, vatan sağolsun”

Söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Geri dönüşünüzde tugaya tekrar uğradınız mı?

Tabi. Buralara kadar geldik. Bizim için canlarını ortaya koyan Bolu Tugayına uğramadan onlarla helalleşmeden ayrılamazdık. Yol boyunca askerlerimizi görüyoruz. Bölgelerinde, kırsalda gazetecilerin dolaşmasına alışık olmadıkları halde gazetecilerin can güvenliliği ve bölge güvenliği için çok dikkatliler.

JANDARMA GÖZETİME ALDI

Bir anlamda gözetim altına alınma anlamına gelen bir olayınız var.

İkizce Köyü yakınlarında jandarma güvenlik kontrolüne denk geldik. Kimlik kontrolünde Bolu’dan bir yerel gazeteden geldiğimizi söyledik. Yerel gazetelerin buralara gelemeyeceği kanaati ile bizi tugaya sormaya karar verdiler. Yanımızda bir başçavuş ile tugaya geldik. Daha önce bizi kapıda karşılayan nizamiye subayı, bizi görünce gülerek yanımıza geldi. Astsubay kendisine aktardığımız bilgilerin doğruluğunu nizamiye subayının dudaklarından şu sözlerle anladı. “bu arkadaşlar hemşehrilerimiz. Sağolsunlar 1500 km yoldan bizi ziyaret için geldiler. Bana göre Bolu’daki tüm gazetelere, tüm Türkiye’deki gazetecilere örnek olacak özveri yapıyorlar. Bu arkadaşlar bizim misafirlerimiz” deyince astsubay bizi nazikçe asker selamıyla selamlayıp yanımızdan ayrıldı.

Nizamiye de sohbet koyulaşıyor. O gün Bolu’ya döneceklerini öğrenince subaylar H. Hüseyin Aykan ve ekibin etrafını sarıyor. Ekibimiz onları merak etmesi gerekirken, onlar Bolu’yu merak ediyorlar. Biraz sonra taburuyla Gabar Dağına çıkacak tabur komutanı yüzbaşı Bolu’dan kalkıp Şırnak’a gelen haber ekibimizi kucaklayarak onların şahsında Bolu’ya hakkımız helal olsun. Ben 20’ye yakın ilde çalıştım. Bize böyle bir ziyareti Bolu’dan bir yerel gazete yaptı söylemi herkesi duygulandırıyor.

Akçaya’da uğradınız mı?

İkizce’de nizamiye de kucaklayıp, vedalaşıp, helalleştikten sonra Akçay Köyüne uğrayıp, oradaki dostlarımızla da helallik almak istedik. Kasrık boğazından Akçay’a döndüğümüzde yaşlı bir dede el edip arabayı durdurdu. Durup dedeyi arabaya aldık. Yolda herkese sorduğumuz soruların benzerini ona da sormaya başladık.

Dedemiz neler anlattı?

Dede, “Oğul sen nerelisin” diye söze başladı. “Ben yetmiş yaşımı devşirdim, askerliğim dışında tüm hayatım bu dağlarda geçti, bu dağlardan hiç ayrılmadım. 15-20 yıl önceye kadar bu dağlarda ne Türk, ne Kürt ayrımı vardı. 50 yaşıma kadar kimse ne olduğumu sormazdı. Şimdi bunu soranlar 800 yıllık Osmanlı tarihinde bunun sorulmadığına cevap vermeliler. Herkes kardeşçe geçinip gidiyordu. Çanakkale’de yedi düvele karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nda tüm Avrupa’ya karşı, en sonda Kıbrıs’ta Yunan’a karşı hep birlikte bu vatanı savunmadık mı? İnsanlar şimdi ne oldu da düşman oldu. Türk ismini duyunca kaçacak delik arayan düşmanlarımız bizi bize kırdırıyor. Onlara kendimize güldürmeyelim” dedi. Akçay köyünün girişinde bu dedemizi indirdik. Girişteki kontrol noktasında binbaşıyla yıllardır tanış gibi kucaklaşıp, vedalaştık ve teşekkür ettik. Cizre’ye doğru yola çıktık.

REHBER HASAN AĞLIYOR

Haber ekibimizin hem rehberliğini hem de tercümanlığını yapan Hasan isimli yöre genci biraz önce araçtan inen dedenin değerlendirmelerinden o kadar etkileniyor ki gözlerinden akan yaşları gizlemeye çalışırken aracını zorla kullanıyor.

Aykan, en son askerimizin bulunduğu yerden ayrılırken boğazının düğümlendiğini, kendilerine gösterilen yakın ilgi karşısında yaşamının bütünü içinde pek az bu duyguları yaşadığını düşünüyor.

Bizim Ayhan’ın bir telefonu olmuş

Telefon çaldı. Açtım gazete çalışanlarımızdan ve yıllık izinde olan Ayhan Güler’di arayan. İzinden döndüğünü Güneydoğu’da olduğumu öğrendiğini söyleyip, abi izin verirsen ben Bolu Askerlik Şubesine gidip başvuracağım. Askerliğimi bitireli çok oldu. Ama alırlarsa bir dakika düşünmeden gelirim.

Otele geldiğinizde, bir acı haber alıyorsunuz

Onşor otele vardığımızda saat 15:00 civarıydı. Bizden önce otele ulaşan bir haber ortalığın karışmasına neden olmuş. Küpeli mevkiinde pusuya düşürülen bir birlikten iki asker, bir astsubay, bir korucu şehit edildiği haberini duyunca zaten bölgeden ayrıldığımız için ruhumuzu sıkan kasvetli hava canımızı iyice acıtıyor.

Daha sonraki gelişmeler nelerdi?

Cizre’den Diyarbakır’a girmek için otelden Cizre Belediye terminalini aradığımızda bölgede operasyon başladığı için 3 saat otobüs çıkışlarının durdurulduğunu öğreniyoruz. İzlenimlerimizi, ziyaretlerimizin haberlerini Bolu’ya geçmek için bilgisayarlarımızın başına geçtiğimizde, ikinci bir emre kadar gazetecilerin kırsala çıkmalarının yasaklandığını öğreniyoruz.

Bu durumlarda güvenlik artırılıyor mu?

Otelin etrafındaki güvenlik çemberi her dakika artırılıyor. Canlı yayın araçları akşam haber saatleri için teknisyenlerce hazırlanırken tercümanımız Hasan Diyarbakır’a özel bir akşam servisi konduğunu sadece basın mensuplarının alınacağını haber verdiğinde 240 kilometrelik yolu gece karanlığında ve yoğun güvenlik önlemleri altında geçmeye karar veriyoruz.

Sormadan geçemeyeceğim. Yol standartları nasıl?

Yolların standartları iyi değil. Yollar çok dar. Bazı noktalarda iki aracın yan yana geçmesi bile zor. Yıllar önceki Kıbrısçık yoluna benziyor. Dar, virajlı ve uçurumların kenarında yolculuk yapıyoruz. Yola çıkıyoruz. Gecenin karanlığında gözlerimiz tedirgin şekilde dışarısını kontrol ederken her 50-60 km de oluşturulan kontrol noktalarında askerlerle sohbet ediyoruz.

Bu gergin gece nasıl bitti?

Diyarbakır’dan önceki son durak Mardin. Işıklı bir ortamda mola vermenin ferahlığı içinde 10 dakika mola verdik. Mardin’in ünlü leblebi şekeri satan bir dükkanından birkaç kilo şekerleme aldıktan sonra yola devam ediyoruz. Topu topu 4-5 saat süren yolculuğumuz yaşadığımız gerginlikler nedeniyle bize sanki günlerdir yoldaymış hissini verdi. Bu yolculuğumuz Diyarbakır’da sağ salim sona erince herkes Allah’a şükretti.

THY Diyarbakır-İstanbul uçağının ertesi gün 13:00’de olduğunu öğrenip biletlerimizi aldık. Diyarbakır’ın tek beş yıldızlı oteli “Grand Class” a yerleştik. Cizre’ye göre daha sakin bir ortam olan Diyarbakır’da otelin lobisinde çok az bir sohbetten sonra odama çıktım.

Bu kadar gerginliklerden sonra rahat bir uyku çekmişinizdir.

Oteldeki odamda yatağa günlük kıyafetlerimle uzandım. Gözlerimi tavana diktim, yaşadığım son haftanın muhasebesini yaparken bembeyaz olan tavanda gördüklerim, yaşadıklarım, hissettiklerim sanki sinema perdesini akseden görüntüler gibi gözlerimin önünden geçerken uyumuşum.

Artık sıcak bölgeden ayrılıyorsunuz: Neler hissettiniz.

Telefonumun sesiyle uyandım. Uçağa gitmek için yarım saatimiz kalmış. Ekip arkadaşlarım serzenişte bulunuyor. Apar topar hava alanına geçtik. Uçuş işlemlerini bitirip, uçağa bindik. Uçak havalanırken Diyarbakır’ı yukarıdan seyrediyorum. Tek bir şey hissettim. Süslü laflar etmeyeceğim. Bizi birbirimize düşürenlere, bunlara alet olanlara teröre lanet okuyup, güç koşullarda ülkenin bölünmez bütünlüğü için gerektiğinde canlarını bile veren, vermeye hazır olan Mehmetçiklerimizin yürekliliğini görünce onlara bir kez daha minnet duydum.

Başka mesajlarınız var mı?

Gezi süresince sponsorluk yapan Beypiliç her zaman yanımda olan telefonla bile olsa bana moral veren Bolu Köroğlu Gazeteciler Cemiyeti başkanı, yönetim kurulu ve üyelerine, hep dostum olarak kalacak gazetemiz çalışanlarına, bu gerçekten güç koşullarda bize güvenlik sağlama ve yardımları için tüm komutan ve askerlerimize yürekten teşekkür ederim. Bu yazı dizisi gerçekten yankı uyandırdı. Gururluyum.

H. Hüseyin Aykan yerel bir gazetenin sahibi olarak sıcak bölgeye gitti. Bolu 2. Komando Tugayını ziyaret etti. Yeni insanlar, yeni yöreler tanıdı, çatışmanın ortasında kaldı, 13 şehidimizin can verdiği yerde onlara dua etti, bayrağı selamladı,geri döndü.

Kimse gitmesi için baskı yapmadı. Gitmeliyim, dayanışmamı göstermeliyim dedi. Gitti, gördü ve döndü.

Yaşadıklarını okuyucularıyla paylaşması gerekirdi. Biz oralara gitmesek te onun hissettiklerini tam yaşamasak ta amatörce okurlarla paylaştırmaya çalıştık.

Büyük Ortadoğu Projesi, Eşbaşkanlık, Tunus’tan Çin Seddi’ne kadar 22 ülkenin sınırlarının cetvelle tekrar çizilmesi, bölünmüş Türkiye haritalarının bazı Avrupa ülkelerinde resmi dairelerin duvarlarına asılması…. Gerçekten güç ve zor günler geçiriyoruz.

Tüm olumsuzluklara rağmen Ulusal Kurtuluş Savaşını başarmış bu ülke her türlü belanın üstesinden gelir.

Yeter ki tek yürek, tek vücut olalım.

Önemli olan bataklığın kurutulmasıdır.

Sivrisineklerle askerlerimiz baş edecek güçte ve kararlılıktadır.

Bataklığı kurutmakta siyasi erkin işidir.

Terör ve diğer konularda aldıkları her doğru kararın ve icraatında yanında ve destek olmaya kararlı on milyonlarca insan bu kanın durmasını istiyor.

  Tüm şehitlerimizi minnet ile anıyoruz. Ruhları şad olsun...

İlk yorum yapan siz olun!
 1250 karakter yazabilirsiniz
Diğer araştırma dosyaları

EN ÇOK OKUNANLAR

Tabaklar Mah. Cumhuriyet Cad. İnci İş Merkezi No: 32 / 32 Bolu   Tel:   Faks: